Psikiyatrist ya da Psikolog Olmak İsteyen Gençler
Zaman zaman psikiyatrist olmak istediğini söyleyen lise, hatta ortaokul çağlarında gençlerden mailler alıyorum. Bana psikiyatrist ve akademisyen olmak için neler yapılması gerektiğini soruyorlar. Bu yazıyı gençler için bir yol gösterici olarak yazıyorum.
Bu kadar erken yaşta psikiyatrist/psikolog olmak istemenin arkasında yatan motivasyon nedir? Benim gördüğüm kadarıyla biri erken yaşta psikiyatrist ya da psikolog olmayı düşünüyorsa ya kendisinde çözmek istediği bazı sorunlar vardır ya da çevresindekilerde. Aile ortamında sorunlar olabilir, bir yakınında psikolojik/psikiyatrik sorunlar olabilir. Bu yaşlarda psikiyatrist olmak isteyen birinin hayali çoğu zaman şizofreninin biyokimyasını araştırmak değildir. Genellikle terapist olmak için bu hayali kurar. Bu süreçte kendisini de tanıyacağını ve geliştireceğini ümid eder. Kendini tanıma sürecini bir mesleğe dönüştürmektir amacı. Saygı duyulacak bir gerekçe. Eğer kendi sorunlarını çözmekte başarılı olursan, çok da iyi bir terapist olabilirsin. Ancak kendi sorunlarını çözmenin çok daha etkili bir yolu var: bizzat terapiye gitmek. İyi bir terapist olabilmek için zaten bir terapi sürecinden geçmen gerekecek. O zaman neden şimdi terapiste gitmeyesin. Belki de kendi terapi sürecinin sonunda terapistliğin senin için çok daha uygun bir meslek olmadığını görebilirsin.
Benim sürecim ise şöyle gelişti. Fen bilimleri ağırlıklı bir erken eğitimden ve tıp fakültesine girdikten sonra sosyal, kültürel, felsefi meselelere ilgim hasbel kader arttı. Bu sayede genişleyen ufkum, kalp ameliyatı yapan cerrahı gözümde otosanayideki bir ustadan hallice görmeme neden oldu. Cerrahı çoğu açıdan benim yaptığımdan çok daha zor ve riskli bir iş yapıyor ama ben çok dar bir alanda aşırı özelleşmiş bir iş yapmak istemedim. Psikiyatri içinden sinemaya, edebiyata, felsefeye, tarihe hatta dine kadar uzanan yollar olabileceğini düşündüğüm için psikiyatriyi tercih ettim.
Ben terapinin öncelikle bir teknik işi olduğunu düşünüyorum. Psikiyatri asistanlığı ya da psikoloji lisans eğitimi içinde birçok tekniğin nasıl işlediği özetle öğrenilir ve öğrenci bunlardan birini kendisine daha yakın hisseder, o teknikte özel bir eğitim alarak ustalaşır. Psikiyatri ya da psikoloji eğitimine girmeden, her tekniği ana hatlarıyla öğrenmeden bir tercih yapılamaz. Yapılsa da sağlıklı bir tercih olmaz.
Yakın zamanda üniversite sınavına hazırlanan genç bir kadın gördüm. Kendisi bir şekilde Jung’un kitaplarını okumuştu. Jung’un kuramında kollektif bilinçdışı, semboller, mistik anlatılar kendine bir yer bulur. Ancak hastamın zihninde, semboller gerçeklik kazanmış,
hayatındaki rastlantılar “mesaj” olarak algılanmış ve benliğini kozmik bir bağlamda konumlanmasına neden olmuştu. Kuram ve gerçek birbirine karışmıştı. Hasta beşinci boyutta varlıklarla irtibata geçtiğini düşünüyordu. Bu çok net psikotik bir bozukluktu. İlaç tedavisiyle bu belirtiler önemli oranda düzeldi. Bu genç kadın psikolog olmak istediğini ve kendi içinde yaşadığı bu “aydınlanmayı” hastalarına yardım etmek için kullanmak istediğini söylüyordu. Sanırım bu hikaye, kendini ve insanı tanıma yolculuğunun bir rehber olmazsa insanı nerelere götürebileceğinin dramatik bir örneği. Kesinlikle Jung’un bu hastanın psikozundan sorumlu olduğunu söylemiyorum. Psikoz kendine hastanın kültürel bireysel arkaplanından malzeme bulur.
Meslek hayatım boyunca kötü terapist örneklerini çok gördüm. Hastayı yalnızca para kazanma aracı olarak gören, hastayı kişisel çıkarları için kullanan, kendi subjektif dünya görüşünü ya da hayat tarzını hastaya telkin eden, aslında yetersiz olan kendisi olduğu halde hastanın durumunun tedavi edilemez olduğunu ya da tedavi gerektirmediğini söyleyen terapistler. İyi terapist olmak için önce iyi insan olmak gerekir. Ancak iyi insan olmak ve insana yardım etmeye çalışırken sınırlarını bilmek ve korumak gibi başka bir beceri de gereklidir. “Arkadaşlarım çok iyi bir dinleyici olduğumu söylüyor. Sınıfımdaki herkes bir sorunu olduğunda bana gelir.” diyen bir genç iyi bir terapist adayı mıdır? Başlarda eğlenceli bile olsa, insanlara yardımı bir meslek olarak yaptığında zamanla bu durum tükenme nedeni olabilir.
Psikopatoloji psikiyatrik bozuklukların sınırlarını çizmeye çalışır. Ancak hayattaki her durum için neyin normal neyin düzeltilmesi gereken bir sorun olduğunu belirlemek zordur. Terapist kendi kültüründen kaynaklanan kör noktalara düşer kimi zaman. Sonuçta bir kültürün doğal ve normal kabul ettiğini başka bir kültür hastalık belirtisi olarak görebilir. Hangi tekniği seçerse seçsin insana dair ve hayata dair geniş bir bilgi birikimi faydalı olacaktır. Psikiyatri ve psikoloji bilimlerinden çok önce filozoflar ve edebiyatçılar insanın farklı hallerini yazdılar, anlamaya çalıştılar. Genç Werther’in Acıları, Yer Altından Notlar, Suç ve Ceza romanlarında bir psikoloğun anlayış derinliğinde betimlemeleri bulabilirsin. Eğer bir genç terapist olmayı hayal ediyorsa teorik bilimsel kitaplar okumak yerine pekala iyi seçilmiş kitaplarla kültürel birikimini arttırabilir.
İnsan psikolojisiyle çalışmanın tıbbın geri kalanına göre kendine özgü zorlukları var. Patolojinin sınırlarının kimi zaman belirsiz ve subjektif oluşu, tedavi ve terapilerin yavaş ve uzun süreçler olması, kimi durumlarda yüz güldürücü sonuçlara hiç bir zaman ulaşamama, diğer birçok branşla karşılaştırıldığında daha az gelir getiren bir branş olması gibi. O zaman kendine sorman gereken sorular var: Belirsizliğe tahammülün var mı? İnsanların değişmemesine katlanabilir misin? Kurtarıcı olma isteğini kontrol edebilir misin? Para, güç, hayranlık beklentin ne kadar?
Akademisyen olmak ise yukarıdakilerden çok daha farklı bir kulvar. Bilim insanı olmak çoğu zaman yukarıda ifade ettiğimin tam tersine çok dar bir alanda yoğun ilgiyi gerektiriyor. Hatta bu durumda insanı büyün yönleriyle anlayabilmesini güçleştiriyor. Bu açıdan bakıldığında iyi bir bilim adamının iyi bir klinisyen ve iyi bir terapist olması mümkün olmayabilir.
Sonuç olarak, psikiyatri ve psikolojiye yönelmek, erken yaşlarda romantik ya da idealize edilmiş bir hedef olarak görülebilir; ancak bu alanlar uzun eğitim süreçleri, yüksek sorumluluk ve sürekli özdeğerlendirme gerektirir. Bu meslekleri düşünen gençlerin, acele kararlar vermeden önce kendi motivasyonlarını sorgulamaları, terapi deneyimi dâhil olmak üzere farklı temas alanları oluşturmaları ve insana dair bilgilerini yalnızca teknik değil kültürel ve düşünsel kaynaklarla da geliştirmeleri önemlidir. Mesleki uygunluk çoğu zaman erken bir karardan çok, zaman içinde edinilen deneyimlerle daha sağlıklı biçimde anlaşılır.



Son yorumlar